Özgürlük ve Evlilik Teoremi




Doğup , büyüyüp ve ölüyoruz . Bu geçiş süreçlerinde bir idrake sahip oluyoruz .
Gerek toplumdan gerek içerisinde bulunduğumuz aileden bize miras gibi kalan düşünceler , davranışlar , kültürel kalıntılar oluyor .
Kimi zaman bu kültürel şekillenmeyi reddedenler çıkıyor . Kendilerini yeniden inşa etmeye girişiyorlar . Bunu yaparlarken soylu bir yalnızlığa göğüs germek zorunda olduklarını biliyorlar .
Her şeyden , herkesten kendilerini soyutluyorlar .
Uzaklaştıkça bu kültürel erozyondan , kendi şekillenmelerinin mimarı oluyorlar .
Kültürel fazlalıklarından arındıkça kendilerine yaklaşıyorlar .
Kendi ilk zamanına , anime çağına yaklaşıyorlar .
Sadeleşiyorlar .
Sadeleştikçe sakinleşiyorlar .
Sakinleştikçe güzelleşiyorlar .
Güzelleştikçe özgürleşiyorlar .
Özgürlük vazgeçmekse , en büyük vazgeçişlerinin devrimini yaşıyorlar .

Doğuyoruz , büyüyoruz , ölmeden önceki son aşamada evleniyoruz .
Peki bunu neden yapma ihtiyacı hissediyoruz ?
Birey neden evlenme ihtiyacı içerisine girip bir evlilikle kendini sınıyor ?
Sevme ihtiyacı mı onu bu karara itiyor ?
Evlenmeden , sevmeyi sürdürmenin imkanı olmuyor mu ?
Evlilik neden var ?
İki cinsi bir arada tutan bu kurum , bireylerin ruhsal yanına ne gibi bir artı değer katmaktadır ?
Ne gibi dezavantajlar yaratmaktadır ?
Evlilik sevdiğimiz kişiyle sürekli olarak bir arada olmanın ipoteği ise , kişileri bağlayan pranga ise özgürlük burada ne anlama gelecektir ?
Ki özgürlüğün yitirildiği yerde esaret başlıyorsa , esaretin olduğu yerde sevmenin kırıntısına denk gelmemiz mümkün müdür ?
‘Sevdiğim kişiyi baskı altında tutuyorum ama onu çok da seviyorum ‘ düşüncesi eğer bir fikir ise bu fikir ağır obsesif bir sorunsallık barındırmaktadır . Kendi içerisinde  sosyolojik , psikolojik testlere tabii tutulmak zorundadır .

Kişi ya özgürdür ya da evli . İkisinin bir arada olma ihtimali kişilerin kendini devirebilmelerine muhtaçtır .
Özgürlük kendini sınırlayabilme yetisidir .
Arzunu , duygunu yeri geldiğinde dizginleyebilme zorunluluğudur .

Çünkü sevmek özgürlüktür .
Evlilik ise esaret .

Tahakküm kültürü sınıflı toplumun alışkanlığıdır .
Aşk ilişkisinde tahakkümü yarattığımız oranda kendi içimizde sınıfsal düşünceyi de yeşertmiş oluyoruz .
Bu bizi ‘ karar veren mercii ‘ noktasına getiriyor .
Bu yüzden sevgililer , eşler bir yere giderlerken izin alma kültüne tabii olurlar .
Bu tahakküm kültürü öyle çetrefilli örer kendi hegemonyasını , farkına varmak çok zor olur .

Evlilik ilişkisinde erkeğin her şeyi inşa edip , kadını o inşa ettiği mabede koyması bu tahakkümün parçasıdır . Özgürlüğün yitirilişinin başlangıcı burasıdır belki de .

Kadının o mabedden kafasını dışarı çıkarması bile neredeyse izne bağlıdır .
Çünkü tahakküm sahiplenmeyi yaratmıştır .
İrade ,  prangaya bağlanmıştır .

Evlilikten özgürlük çıkarabilmeyi becermiş örnekler yok denecek kadar azdır . Şehir devletlerinden bu yana evlilik ile özgürlük bir savaş halindedir .

Tanrıça İnanna’nın özgürlüğü için savaştığını yazan  sümer tabletlerinden , kocasına yaptığı yemeğin fotoğrafını süper teknolojik tabletlere kaydeden kadınlara ;  hakikat  şunu söylemektedir .

Özgürlüğün bir yerden geleceği yoktur . Sen kendin onu bulup , çıkaracaksın .

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Abdullah Aren Çelik - Yediler Teknesi

Jo March ve Pervin

Freud-Anna-Melanie Klein Savunması