Jo March ve Pervin







GENÇ KIZ KALBİ İLE KÜÇÜK KADINLAR ARASINDA BİR MONOLOG

Pervin hayalindeki İstanbula kavuşmak istemektedir, Jo March dünyanın başkenti olarak görmektedir Avrupayı. İkisi de yeni bir hayatın, merakın içinde debelenmektedir. Pervin şiire tutkulu iken, Jo March öyküler yazarak hayatını idame ettirmektedir. Pervin İstanbula amcasının yanına gitmeyi başaracaktır. Jo March da New york’a gidip bir çok yerde çocuk bakıcılığı yapacak beri yandan içindeki yazma arzusunu da sürdürecektir.
Yaşamdaki tek gayesi yazmak olan Jo March’a karşın Pervin’in ise gayesi bu koca İstanbulda sabahlara değin muhabbet edebileceği sevebileceği zarif birini bulmaktır. Pervin bunu şöyle ifade etmektedir;
 
Sevmek için en evvel lazım olan şey ruhların yakınlığıdır; bu ise ne görücülerin ne kadar tecrübeli, ne kadar incelemiş olurlarsa olsunlar aracılıklarıyla, ne de karşıdan sersemlikle, belki hoşça bulunan bir erkekle yapılan âşıklıkla mümkündür. Bunun için uzun konuşmalar, söyleşmeler, derin incelemeler lazımdır. Doğrusu hayatım ve kalbim gençliğim bence o kadar kıymetli bir hazinedir ki bunu öyle rastgele, rüzgârın keyfine sarf ve helak edemem.

Jo March ise kız kardeşinin dizinde yakınırken şunları ifade edecektir;

Kadınlara sadece aşık olunacak kişi gözüyle mi bakılır. Neden onun ruhuyla, hayalleriyle ilgilenilmez. Neden onun düşünceleriyle ilgilenilmez.



Kardeşinin ağır hastalığından ötürü New York’tan apar topar dönecek olan Jo March, kardeşinin ölümüyle hepten sarsılacaktır. Hayatın acımasızlığı karşısında gözyaşlarına boğulacak, içindeki o yaşam tutkusunu yitirecektir. Öyle ki çocukluğundan beri peşinde olan ve onunla evlenmek niyetinde olan erkeğe mektup göndermeye kalkışacaktır. Kendini yaşadığı dönemin ataerkilliğine feda etmeye razı gelecektir. Kadının tek misyonunun evlenmek olduğu gerçeğine adım adım yaklaşacak mıdır?

Pervin de o kıskacta debelenip duracaktır, nefessiz hissecektir o koca İstanbulda. Çünkü muzdarip olduğu problemler hayatına sınır çizmeye devam edecektir. Bu rahatsızlığını şu sözlerle ifade etmektedir;
Bazen düşünüyorum da dünyaya gelmek bir afetken, sonra bu memlekette, üstelik kadın olarak doğmanın dayanılmaz azabına nasıl tahammül ettiğime hayret ediyorum, Mesela yalnız erkek olsaydım, bugün beni zorlayan ve harap eden bu elemlerin birçoğundan bihaber olacaktım, Kadın olmak, yani erkeklerin ruhlarının ihtiyacı için fazla fazla alçaldığımız halde ıstırap içinde bir esir hayatı sürmek zorunda olmak...

Mesela Behiç Bey(şair) şimdi istediğini yapmakta, istediğini görmekte, istediğini sevmekte özgürdür; arzu ettiği vakit istediği yere gider, istediği kişilerle görüşür, istediği şeylerle meşgul olur. Bizim bu esir hayatımıza göre ne kadar gıpta edilecek bir hayat! İşte ben... Ne istediğim vakit sokağa çıkabilirim, ne istediğim şeyi yapabilirim, ne istediğim yere gidebilirim... Çünkü kadınım. Yani iradesiz, arzusuz, kudretsiz bir âciz, bir esir... Hayat yalnız onlara müsait, yalnız onlara lütfetmiş, biz her şeyde yenilmiş, her durumda ezilmiş ve mağdur... Erkekler istedikleri vakit evlenirler, isterlerse hiç evlenmezler, eğer fikirlerine uygun bir kadına tesadüf etmezlerse tesadüf edinceye kadar yahut hiç evlenmeyebilirler; yahut kırk hatta elli yaşına kadar bekâr duran erkekler vardır, halbuki biz zavallı kızlar... Yirmi, yirmi iki yaşına geldik de kocaya varmadık mı artık çürümüş sayılırız. Hem sonra talep mutlak erkek tarafından olacak! Nasıl her şeyde ellerimizi bağlamışlar, nasıl bizden her isteğimizi çekip almışlar! Ben her özgürlüğü feda etmeye hazırım, hatta sokağa çıkmak hakkımı bile kolaylıkla feda ederim, yalnız evimde rahat ve mutlu bir hayat sürmek mümkün olmalı... Yani hiç olmazsa beraber yaşayacağım adamı mümkün olduğu kadar tanımak ve sevmek mümkün olmalı... Fakat mümkün değil, bu bile  mümkün değil!


Jo March’ın kız kardeşleri mevki, servet üzerinden bir evlilik kurgularken, Jo March’ın herhangi bir erkekle bir arada olma ihtimalini dahi kurmadığını, tek derdinin hayallerini gerçekleştirmek olduğu görülüyor aynı kurgu Pervin’in hayatı içinde de yer bulmaktadır. Pervin’in annesi ve babası da Jo March’ın kız kardeşleri gibi  bir düşünce içerisinde olduklarını İstanbula, kızlarına gönderdikleri mektupta ifade etmektedirler.
Onun bir subay ile evlenmesini istemektedirler.
Pervin ise  durumdan yakınır;
Ah yarabbim, insana en yakın varlıklar, hatta anası babası bile ne kadar uzak, ne kadar, ne kadar yabancı... Bunlar anlamıyorlar, bilmiyorlar, düşünmüyorlar ki ben böyle parlak denilen kısmetleri gözüm bağlı olarak kabul edip hayatımı teslim edemem; bu bey annemin anlattığına göre “en müşkülpesent kızları bile memnun edecek kadar yakışıklı, özellikle mevkii ve geleceği gayet parlak” bir zabitmiş... Evet, düşünmüyorlar ki ben yakışıklı, parlak erkek değil, yalnız beni anlayacak, hassas, ince bir kalp sahibi bir erkek istiyorum; bilmiyorlar ki benim aradığım, istediğim servet ve güzellik değil, yalnız, yalnız ruhtur.

evlilik yapılırken soruşturulan şey yalnız mevki, yalnız servet ve yalnız namus meselesidir. Ahlak ve tavır, eğilimler ve fikirler bizim için o kadar önemsiz şeylerdir ki bahse bile layık görülmez. Düşünmezler ki hayat yalnız bunlardan oluşmuş ve yalnız bunlardan ibarettir. Oldukça zengin görünen, söylentiye göre namuslu ve iyi hal sahibi bir erkeğe kıymetli kızlarını hemen, tereddüt etmeden verirler.


Pervin amcasının evine misafir olarak gelen Behiç bey’e tutulur, onu evlenebileceği, hayatını paylaşabileceği kişi olarak hayal eder. Behiç bey’in şair yanını benimser, kitabını başucundan ayırmaz.
Jo March pansiyonda çocuklara ders verirken tanıştığı profesör friedrich ile yazdığı kitaplar hakkında konuşmalar  yapar. Friedrich onu bir eleştirmen gözüyle ele alır ve onu eleştirerek önemsediğini göstermeye çalışır, bu yüzden büyük şair Shakespeare külliyatını evinin kapısına bırakır, daha iyi yazması için esin perisi yaratmak ister. Ama Jo March öfkesine yenilip Friedrich’in eleştirilerini reddeder, buna kızar ve yazmaya ara verir. Morali bozulur. Ve akabinde kardeşinin hastalığı yüzünden şehri terk eder. Birdaha da Friedrich ile görüşme imkanı bulamaz. Ama zaman geçtikçe onu hayal meyal anımsar. Ta ki günün birinde Friedrich gelene dek. Jo March çok sevinir beri yandan şaşkınlığını da gizleyemez. Ailecek yemek yerler, sevinç içinde geçen bir yemek olur, Friedrich geliş sebebinin başka bir üniversiteye tayininin olduğunu, Jo’yu son kez görmek istediğini söyler. Jo March gidecek olmasına üzülse de bunu belli etmemeye çalışır.
Pervin Behiç bey’in eve misafir gelişlerini sabırsızlıkla bekler. Yine böyle bir gelişlerden birinde, amcası ile Behiç bey’in arasındaki tartışmada Behiç bey’in savunduğu fikirleri duyarken ona teslim olduğunu hisseder, isterse eğer ruhunu ona vereceğini söyler kendi kendine. Behiç bey’in amcasına karşı söylediği;

— Elbette, elbette... Ben hiçbir vakit kendilerine hücum etmedim ve kadınlarımızın hayat şartlarına en derin sızlayan kalplerden biri de benim kalbimdir. Kadınlık kutsal ve kıymetlidir, çünkü evvela hayatı, sonra da saadeti kendilerine borçluyuz. Bunun için onlara layık oldukları yüce mevkiyi vermeliyiz. Bazı eserlerimde bir veya birkaç yahut daha doğrusu bir sınıf kadınların aleyhinde bulunduğum için beni kadınlık aleyhinde zannetmek büyük bir hata olur. Ben bu hayat şartlarından memnun olmayıp da şikâyet edenlere saldıran kadınların karşısındayım. Avrupa'da kadınlar seçim hakkı, memuriyet hakkı istiyorlar... Biz ise onları burada refah ve saadet hakkından değil, hayat hakkından mahrum bırakıyoruz. Zira karanlık evlerinde yosunlanan kadınlar için hiç kimse yaşıyor diye iddia edemez. Evler böyle... Sokağa gelince, bugün namuslu bir kadın sokağa çıkma mecburiyetini azap olarak bilir Çünkü azıcık temiz ve şık oldu mu bütün erkekler tacizkâr tavırlar ve bakışlarla kendisini durmadan rahatsız ederler Bu tacizi dil ve hatta elle yapmaya kadar küstahlığa götürenler de olur. Sonra da bazen kadın olmak itibarıyla süse düşkün olan zavallıların kıyafetlerine hücum olunur; hükümet ikide birde kim bilir nasıl garip fikirler ve akımlara yenik düşerek bu hücumu teşvik edecek beyannamelerle bu hareketi kızıştırır. O zaman biraz modaya uygun bir kıyafetle sokağa çıkan kadınlar için her adımda küstah bir taciz muhakkaktır. Kadın, erkek, ihtiyar genç, bey, ağa... Herkes... Kızlarını, karılarını aynı kıyafetle sokağa çıkaran adamlar bile, bu zavallıya lanet bakışlarla bakarlar. Bu ise hiç hayat değildir, yalnız bir işkence...
bu düşünceler bizzat Pervin’in düşünceleri idi. Şimdi onu bir erkekten duyuyor ve bu onun ruhunu etkiliyordu. Ziyaretler sıklaşacak Pervin daha da bağlanacaktı Behiç bey’e.

Jo March Friedrich ile vedalaşırken yanağından öpülür ve neye uğradığını şaşırır. O güne değin bilmediği bir hissin tadını ruhunda hisseder. Ve gözbebekleri büyür, ellerini nereye koyacağını bilemez. Ve kapıyı kapatır Friedrich'in ardından. Döndüğünde bütün ailesi onu izlemektedir. Jo March’ı ilk kez böyle görmüşlerdir. Kardeşleri annesi babası hepsi ısrar edip Jo March’ı ikna etmeye çalışır, Friedrichi durdurmasını isterler. Çünkü Friedrich gitmemek için bir nedenin peşinden Jo’ya gelmiştir.


‘Bir erkeğin güzelliği zekasından ibarettir sözü ne kadar doğru bir söz’ 
Pervin bu sözü söylerken Behiç bey’i hayal etmemişti. Ama Behiç bey’le tanışınca bu sözü ona yakıştıracaktı. Nereden bilecekti Behiç bey’in gayesinin başka olduğunu. Zengin bir ailenin kızı  olmadığını öğrendikten sonra Pervin’den vazgeçecekti. Pervin yengesinden Behiç bey’in kendisini soruşturduğunu duyduktan sonra hepten yıkılacak ve İzmir’e ailesinin yanına dönecekti.Takati yoktu artık. Behiç bey onun tüm hayallerinin üzerine bir perde çekecekti.


Jo March tren garında Friedrich’i yakalayacaktı bir ‘şemsiyenin altında’
Pervin ise subayla evlenmeye karar verecekti İzmir’e doğru yol alırken.



***

Mehmet Rauf- Genç Kız Kalbi
Louisa May Alcott- Küçük Kadınlar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Abdullah Aren Çelik - Yediler Teknesi

Freud-Anna-Melanie Klein Savunması