Georges Perec - Uyuyan Adam
Hayatın tekdüzeliği , bireyin yabancılaşması , yaşamsal
boşluklar , nesneler çevresinde uzayan bir yol kitabı , Uyuyan Adam.
Yan komşunun öksürme sesi , açık unutulan çeşmeden gelen damlaların sesi , şehrin gürültüsü , alarmlar , kaynayan suyun düdüğü …
Perec bireyin nesneler dünyasına sıkışmışlığını , şehrin kuşatıcılığını özenerek yazılan dizelerle anlatıyor .
Duyarsızlaşan bir dünyanın portresini çiziyor , kalem sesinin eşliğinde .
Kayıtsızlık dili geçersiz kılıyor , işaretleri anlaşılmaz hale getiriyor . Sabırlısın ama beklemiyorsun , özgürsün ama seçmiyorsun , müsaitsin ama hiçbir şey talep etmiyor , hiçbir şeyi dayatmıyorsun .
Hiç dinlemeden duyuyor , hiç bakmadan görüyorsun : tavanlardaki çatlakları , parkenin dilimlerini , yer karolarının desenlerini , gözlerinin çevresindeki kırışıklıkları , ağaçları , suyu , taşları , geçen arabaları , gökyüzünde bulut şekilleri çizen bulutları .
Ailesini 2.dünya savaşında kaybeden Perec , sessizlikten yaratıyor Uyuyan Adam’ı .
Savaş sonrası dünyanın anlamsız halini , yaşamın kökünden kesildiğini her an hissettiriyor . Hükmeden insanın , sahiplenen insanın , mülkiyet çılgınlığının yarattığı enkazı anlatıyor .
Köpeklerin Tanrısı , kedilerin tanrısı , yoksulların tanrısı olabilirsin , elinde bir tasma biraz ciğer , biraz servet olması bunun için yeterlidir ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın . Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın .
Neden özgürlüğü elinin tersiyle itip köleliğe götüren durumların içerisinde buluruz kendimizi ?
Neden özgürlüğün rahatlığını yaşamak gibi bir seçeneğimiz varken bizi her gün öldüren zincirlere bağlıyor kendimizi
BİR İNEK GİBİ , BİR İSTRİDYE GİBİ , BİR FARE GİBİ ÖZGÜR !
Ama fareler uyuyabilmek için saatlerce çırpınmazlar . Sıçrayarak , paniğe kapılarak , ter içinde uyanmazlar . Düş görmezler , hem sen düşlerine karşı ne yapabilirsin ki ?
Saatler boyu , geceler boyu , büyük bir öfkeylen , tutkuyla , aygıtlara yapışıyorsun .
Oysa insan mevcudiyetin dışına özgü duruşu var diye çıkmadı mı ?
Diğer canlılardan bir adım daha önde diye tarih sahnesinde rol almadı mı ?
Kendi yaralarını tedavi eden , düşündüklerini sanata dönüştürme becerisini gösteren canlı diye bizi ikna etmedi mi ?
İnsan ne harikulade bir buluş !
Isınsın diye ellerine , soğusun diye de çorbasına üfleyebilir .
Yan komşunun öksürme sesi , açık unutulan çeşmeden gelen damlaların sesi , şehrin gürültüsü , alarmlar , kaynayan suyun düdüğü …
Perec bireyin nesneler dünyasına sıkışmışlığını , şehrin kuşatıcılığını özenerek yazılan dizelerle anlatıyor .
Duyarsızlaşan bir dünyanın portresini çiziyor , kalem sesinin eşliğinde .
Kayıtsızlık dili geçersiz kılıyor , işaretleri anlaşılmaz hale getiriyor . Sabırlısın ama beklemiyorsun , özgürsün ama seçmiyorsun , müsaitsin ama hiçbir şey talep etmiyor , hiçbir şeyi dayatmıyorsun .
Hiç dinlemeden duyuyor , hiç bakmadan görüyorsun : tavanlardaki çatlakları , parkenin dilimlerini , yer karolarının desenlerini , gözlerinin çevresindeki kırışıklıkları , ağaçları , suyu , taşları , geçen arabaları , gökyüzünde bulut şekilleri çizen bulutları .
Ailesini 2.dünya savaşında kaybeden Perec , sessizlikten yaratıyor Uyuyan Adam’ı .
Savaş sonrası dünyanın anlamsız halini , yaşamın kökünden kesildiğini her an hissettiriyor . Hükmeden insanın , sahiplenen insanın , mülkiyet çılgınlığının yarattığı enkazı anlatıyor .
Köpeklerin Tanrısı , kedilerin tanrısı , yoksulların tanrısı olabilirsin , elinde bir tasma biraz ciğer , biraz servet olması bunun için yeterlidir ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın . Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın .
Neden özgürlüğü elinin tersiyle itip köleliğe götüren durumların içerisinde buluruz kendimizi ?
Neden özgürlüğün rahatlığını yaşamak gibi bir seçeneğimiz varken bizi her gün öldüren zincirlere bağlıyor kendimizi
BİR İNEK GİBİ , BİR İSTRİDYE GİBİ , BİR FARE GİBİ ÖZGÜR !
Ama fareler uyuyabilmek için saatlerce çırpınmazlar . Sıçrayarak , paniğe kapılarak , ter içinde uyanmazlar . Düş görmezler , hem sen düşlerine karşı ne yapabilirsin ki ?
Saatler boyu , geceler boyu , büyük bir öfkeylen , tutkuyla , aygıtlara yapışıyorsun .
Oysa insan mevcudiyetin dışına özgü duruşu var diye çıkmadı mı ?
Diğer canlılardan bir adım daha önde diye tarih sahnesinde rol almadı mı ?
Kendi yaralarını tedavi eden , düşündüklerini sanata dönüştürme becerisini gösteren canlı diye bizi ikna etmedi mi ?
İnsan ne harikulade bir buluş !
Isınsın diye ellerine , soğusun diye de çorbasına üfleyebilir .

Yorumlar
Yorum Gönder