Salinger - Dokuz Öykü
Bir dahiyle geç de olsa tanışmanın dayanılmaz güzelliğini
ifade etmeye çalışmayacağım , beceremeyeceğimi biliyorum . Sadece içimden
geçenleri aktarmakla yetineceğim ;
Onca kitapçıda , sahafta denk geldiğim bir isimdi Salinger . Muhakkak ki her gördüğümde okumasam bile bir tılsım mıdır bilinmez , kitabı alıp sayfalarını okumadan çevirip tekrar yerine bırakırdım . Öncelikle şu , aklımı tırmıklardı ‘ neden arka kapak yazısı yok ‘ diye .
Çok incelemez bırakırdım . Kaç evvel sonra Semih Gümüş’ün bir röportajında en beğendiği öykülerin başında ‘Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün ‘ü görünce , tamam okuyacağım deyip sadece o öyküsünü okumuştum . Düz bir metin okumasıydı . ‘eee , Salinger ne diyor burada ‘ deyip donmuştum . Hiçbir şey anlamamıştım , bir girdap bir paradoks hikayesi bekliyordum . Bir şey anlamaya odaklandığım için anlamamıştım , sorun buydu .
Sonra bıraktım bir daha devam etmedim diğer öykülerine . Araya Saramago , Hesse , Fante girdi ama hala aklımın bir ucunda , Semih Gümüş’ün yakalayıpta benim yakalayamadığım o şeyin ne olduğu geçiyordu . O hissiyat hep orada durdu . Dayanılmaz bir hal alana dek ...
Bu kez kararlıydım . Aldım kitabı , tekrar okudum ‘ Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün’ü ve diğer öykülerini de . 9 günde bitirdim . Her güne bir öykü armağan ettim . Salinger içime işledi , başka bir şey yarattı içimde . Zaman ’ın anlamını bilen biri olmaya çalışırdım , Bhagavad Gita’nın , Dhammapada’nın ‘şu an’ senindir dizesine uzak bir bünyem , ruhum yoktu . Geçen her dakikayı önemserdim ama Salinger’in hikayelerinde başka bir şey buldum . Dakikalar değil saliseleri yazmış öykülerinde . Yaşamın hareketini , dizeye aktarmış , aktarımlardan yaşam yaratmış . Tesadüflere hiç de inanmam , o kadar elime alıp karıştırdığım kitabın ilk sayfasında Zen Felsefesiyle ilgili bir dizeye ancak okumaya karar verdiğimde karşılaştım . Her öykü yaşamın tam içinden doğmuş , yanıbaşımızdaki hareketliliğin sonucu .
Herkesin başına gelme olasılığı olan bir örnek mesela , kitaptan bölümü aktarayım :
‘’Of yarabbim , bilmiyorum . Bana Jane Austen’ı sevdiğini söylemişti . Kitapları ona çok şey ifade ediyormuş . Aynen böyle demişti . Evlendikten sonra anladım ki , Jane Austen’ın bir tek kitabını bile eline almamış .’…’
bu ve buna benzer hayalkırıklığını yaşamayan var mı ? Ummadığımız şeylerle geçmiyor mu günlerimiz ? Söylenen ile yapılanın arasındaki Everesti her gün yaşıyoruz .
Pek etkilendiğim paragraflardan biri bu , tasvirin ilahı . Oturdum karşılarındaki koltuğa sanki o anı izliyorum ;
‘Pijamasının göğüs cebinden iki parmağıyla bir sigara çekti , sigaranın halinden üstünde yattığı anlaşılıyordu . ‘’Şu kibriti bana bir atsana ! ‘’ dedi . Ginnie yanındaki sehpadan aldığı kibrit kutusunu ona uzattı . Selena’nın ağabeyi , sigaranın yamukluğunu bile düzeltmeden , öylece yaktı , söndürdüğü kibriti yine kutuya koydu . Başını geriye atarak ağzından çıkardığı bol dumanı burnuna çekti . Bu ‘ Fransız usulü ‘’ sigara içişini sürdürdü . Bu yaptığı , kanepe üzerinde bir vodvil gösterisi olmaktan çok, sol elle sakal traşı olmaya çalışan genç bir adamın başkalarının gördüğü mahrem bir girişimiydi sanki . ‘’
Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar ? sorunsalının cevabını Salinger veriyor . İnsan ekmeksiz susuz da idare edebilir kaç zaman , ama sevgisiz bir günde bile çürüyüp gider .
‘’ Babalar , öğretmenler , hep düşünüyorum : ‘ Acaba cehennem nedir ? ‘ Ve iddia ediyorum , cehennem , sevememekten ötürü acı çekmektir .’’
Sahiden öyle midir ? Herkes biraz rahibe midir ? Acaba Hemşire İrma’ya ne oldu ? Neden mektup yazmaktan vazgeçti ? Ne geldi başına ?
‘’Hemşire İrma’yı kendi yazgısını yaşaması için özgür bırakıyorum . Herkes bir rahibedir .’’
İşte en beğendiğim , en güzel öyküsü budur . Teddy öngörü sahibi bir çocuk . Kendi yaşamının öngörüsü dahil . gelişkin bir duyuya , hisse sahiptir . Çini kaplı duvarlara sıçrayan kanı gördüm ben .
‘’Çok saçma ‘’ diye yineledi Teddy . ‘ Örneğin beş dakika sonra yüzme dersim var . Aşağıya , havuza inerim ve havuz boşaltılmış olabilir . Bugün su değiştirme günü filandır . Havuzun kenarında durup dibe bakıyor olabilirim : sözgelimi kız kardeşim çıkagelir ve beni şöylece itiverir . Kafatasım parçalanır ve o an ölürüm ‘’ Teddy Nicholson’ baktı ‘’ böyle bir şey olabilir’’ dedi .
Ben bu kitabı çok bekletmişim dediğim noktalardan biri de bu paragraf . Meditasyon yapan birinin bu paragrafla karşılaşması nasıl heyecan verir ancak o kişiye ait bir hissiyattır . Çok sevdim bu bölümü , çok anlamlı bir hareket olarak gördüm Teddy’nin ilk istemini .
Virginia Woolf kadınlar için ‘ Kendine Ait Bir Oda’ isterken keşke yanına meditasyon’u da ekleseydi diye düşünüyorum . Çünkü yazmak için fırtınalı zihne değil , durgun , sakin bir zihne ihtiyaç vardır . İşte bunun yöntemi Teddy’nin dilinde .
‘’ Valla …Ne yapacağımdan pek emin değilim ‘’ dedi Teddy . ‘ Ama eminim , okullarda ilk öğrettikleri şeyleri öğretmekle başlamazdım işe herhalde .’’Kolları kavuşturdu ve kısaca düşündü .’’ Sanırım , tüm çocukları toplar , onlara meditasyon yapmayı gösterirdim . Onlara kim olduklarını nasıl keşfedeceklerini göstermeye çalışırdım : adlarını ya da buna benzer şeyleri değil yani …Sanırım bundan da önce , anne babalarının ve herkesin onlara söylediklerinden arındırırdım onları . Yani , anne babaları onlara sadece bir filin kocaman olduğunu bile söylemiş olsa , o fikirden bile arındırırdım onları . Bir fil ancak yakınındaki bir şeye göre kocaman olabilir .-bir köpeğe veya bir kadına örneğin .’’Teddy bir an düşündü.’’Bir filin hortumu olduğunu bile söylemezdim onlara . Bir fil gösterirdim onlara eğer mümkünse , ama bırakırdım yanaşıp file baksınlar , filin onlar hakkında bileceğinden fazlasını bilmeden . Otlar için de , başka şeyler için de aynı . Otların yeşil olduğunu bile söylemezdim onlara . Renkler adlardır yalnızca . Yani , onlara otların yeşil olduğunu söylerseniz , otları , aynı derecede iyi , hatta daha iyi bir başka açıdan görecekleri yerde , belirli bir açıdan – sizin açınızdan-görürler …Bilmiyorum . Anne babaların ve herkesin onlara ısırttığı elmanın hepsini kusturmaya çalışırdım .’’
Öngörü :
Nicholson yanına gitti , kadına yolu sordu , ona teşekkür etti , sonra baş tarafa doğru bir iki adım atnca üstünde HAVUZA GİDER yazılı madeni ağır kapıyı görüp açtı . Bu kapı , dar , halısız bir merdivene açılıyordu .
Merdiveni yarılamıştı ki , yürek paralayan , upuzun bir çığlık duydu – besbelli küçük bir kız çocuğunun çığlığıydı bu . Sanki çini kaplı dört duvar arasında yankılanan bir çığlık …
Salinger bir yazardan fazlası . Gizlenmesi , saklanması bundan . O kendiyle yaşamayı becerebilen bir dahi .
Hala gizlenmeye devam ediyor .
Onca kitapçıda , sahafta denk geldiğim bir isimdi Salinger . Muhakkak ki her gördüğümde okumasam bile bir tılsım mıdır bilinmez , kitabı alıp sayfalarını okumadan çevirip tekrar yerine bırakırdım . Öncelikle şu , aklımı tırmıklardı ‘ neden arka kapak yazısı yok ‘ diye .
Çok incelemez bırakırdım . Kaç evvel sonra Semih Gümüş’ün bir röportajında en beğendiği öykülerin başında ‘Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün ‘ü görünce , tamam okuyacağım deyip sadece o öyküsünü okumuştum . Düz bir metin okumasıydı . ‘eee , Salinger ne diyor burada ‘ deyip donmuştum . Hiçbir şey anlamamıştım , bir girdap bir paradoks hikayesi bekliyordum . Bir şey anlamaya odaklandığım için anlamamıştım , sorun buydu .
Sonra bıraktım bir daha devam etmedim diğer öykülerine . Araya Saramago , Hesse , Fante girdi ama hala aklımın bir ucunda , Semih Gümüş’ün yakalayıpta benim yakalayamadığım o şeyin ne olduğu geçiyordu . O hissiyat hep orada durdu . Dayanılmaz bir hal alana dek ...
Bu kez kararlıydım . Aldım kitabı , tekrar okudum ‘ Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün’ü ve diğer öykülerini de . 9 günde bitirdim . Her güne bir öykü armağan ettim . Salinger içime işledi , başka bir şey yarattı içimde . Zaman ’ın anlamını bilen biri olmaya çalışırdım , Bhagavad Gita’nın , Dhammapada’nın ‘şu an’ senindir dizesine uzak bir bünyem , ruhum yoktu . Geçen her dakikayı önemserdim ama Salinger’in hikayelerinde başka bir şey buldum . Dakikalar değil saliseleri yazmış öykülerinde . Yaşamın hareketini , dizeye aktarmış , aktarımlardan yaşam yaratmış . Tesadüflere hiç de inanmam , o kadar elime alıp karıştırdığım kitabın ilk sayfasında Zen Felsefesiyle ilgili bir dizeye ancak okumaya karar verdiğimde karşılaştım . Her öykü yaşamın tam içinden doğmuş , yanıbaşımızdaki hareketliliğin sonucu .
Herkesin başına gelme olasılığı olan bir örnek mesela , kitaptan bölümü aktarayım :
‘’Of yarabbim , bilmiyorum . Bana Jane Austen’ı sevdiğini söylemişti . Kitapları ona çok şey ifade ediyormuş . Aynen böyle demişti . Evlendikten sonra anladım ki , Jane Austen’ın bir tek kitabını bile eline almamış .’…’
bu ve buna benzer hayalkırıklığını yaşamayan var mı ? Ummadığımız şeylerle geçmiyor mu günlerimiz ? Söylenen ile yapılanın arasındaki Everesti her gün yaşıyoruz .
Pek etkilendiğim paragraflardan biri bu , tasvirin ilahı . Oturdum karşılarındaki koltuğa sanki o anı izliyorum ;
‘Pijamasının göğüs cebinden iki parmağıyla bir sigara çekti , sigaranın halinden üstünde yattığı anlaşılıyordu . ‘’Şu kibriti bana bir atsana ! ‘’ dedi . Ginnie yanındaki sehpadan aldığı kibrit kutusunu ona uzattı . Selena’nın ağabeyi , sigaranın yamukluğunu bile düzeltmeden , öylece yaktı , söndürdüğü kibriti yine kutuya koydu . Başını geriye atarak ağzından çıkardığı bol dumanı burnuna çekti . Bu ‘ Fransız usulü ‘’ sigara içişini sürdürdü . Bu yaptığı , kanepe üzerinde bir vodvil gösterisi olmaktan çok, sol elle sakal traşı olmaya çalışan genç bir adamın başkalarının gördüğü mahrem bir girişimiydi sanki . ‘’
Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar ? sorunsalının cevabını Salinger veriyor . İnsan ekmeksiz susuz da idare edebilir kaç zaman , ama sevgisiz bir günde bile çürüyüp gider .
‘’ Babalar , öğretmenler , hep düşünüyorum : ‘ Acaba cehennem nedir ? ‘ Ve iddia ediyorum , cehennem , sevememekten ötürü acı çekmektir .’’
Sahiden öyle midir ? Herkes biraz rahibe midir ? Acaba Hemşire İrma’ya ne oldu ? Neden mektup yazmaktan vazgeçti ? Ne geldi başına ?
‘’Hemşire İrma’yı kendi yazgısını yaşaması için özgür bırakıyorum . Herkes bir rahibedir .’’
İşte en beğendiğim , en güzel öyküsü budur . Teddy öngörü sahibi bir çocuk . Kendi yaşamının öngörüsü dahil . gelişkin bir duyuya , hisse sahiptir . Çini kaplı duvarlara sıçrayan kanı gördüm ben .
‘’Çok saçma ‘’ diye yineledi Teddy . ‘ Örneğin beş dakika sonra yüzme dersim var . Aşağıya , havuza inerim ve havuz boşaltılmış olabilir . Bugün su değiştirme günü filandır . Havuzun kenarında durup dibe bakıyor olabilirim : sözgelimi kız kardeşim çıkagelir ve beni şöylece itiverir . Kafatasım parçalanır ve o an ölürüm ‘’ Teddy Nicholson’ baktı ‘’ böyle bir şey olabilir’’ dedi .
Ben bu kitabı çok bekletmişim dediğim noktalardan biri de bu paragraf . Meditasyon yapan birinin bu paragrafla karşılaşması nasıl heyecan verir ancak o kişiye ait bir hissiyattır . Çok sevdim bu bölümü , çok anlamlı bir hareket olarak gördüm Teddy’nin ilk istemini .
Virginia Woolf kadınlar için ‘ Kendine Ait Bir Oda’ isterken keşke yanına meditasyon’u da ekleseydi diye düşünüyorum . Çünkü yazmak için fırtınalı zihne değil , durgun , sakin bir zihne ihtiyaç vardır . İşte bunun yöntemi Teddy’nin dilinde .
‘’ Valla …Ne yapacağımdan pek emin değilim ‘’ dedi Teddy . ‘ Ama eminim , okullarda ilk öğrettikleri şeyleri öğretmekle başlamazdım işe herhalde .’’Kolları kavuşturdu ve kısaca düşündü .’’ Sanırım , tüm çocukları toplar , onlara meditasyon yapmayı gösterirdim . Onlara kim olduklarını nasıl keşfedeceklerini göstermeye çalışırdım : adlarını ya da buna benzer şeyleri değil yani …Sanırım bundan da önce , anne babalarının ve herkesin onlara söylediklerinden arındırırdım onları . Yani , anne babaları onlara sadece bir filin kocaman olduğunu bile söylemiş olsa , o fikirden bile arındırırdım onları . Bir fil ancak yakınındaki bir şeye göre kocaman olabilir .-bir köpeğe veya bir kadına örneğin .’’Teddy bir an düşündü.’’Bir filin hortumu olduğunu bile söylemezdim onlara . Bir fil gösterirdim onlara eğer mümkünse , ama bırakırdım yanaşıp file baksınlar , filin onlar hakkında bileceğinden fazlasını bilmeden . Otlar için de , başka şeyler için de aynı . Otların yeşil olduğunu bile söylemezdim onlara . Renkler adlardır yalnızca . Yani , onlara otların yeşil olduğunu söylerseniz , otları , aynı derecede iyi , hatta daha iyi bir başka açıdan görecekleri yerde , belirli bir açıdan – sizin açınızdan-görürler …Bilmiyorum . Anne babaların ve herkesin onlara ısırttığı elmanın hepsini kusturmaya çalışırdım .’’
Öngörü :
Nicholson yanına gitti , kadına yolu sordu , ona teşekkür etti , sonra baş tarafa doğru bir iki adım atnca üstünde HAVUZA GİDER yazılı madeni ağır kapıyı görüp açtı . Bu kapı , dar , halısız bir merdivene açılıyordu .
Merdiveni yarılamıştı ki , yürek paralayan , upuzun bir çığlık duydu – besbelli küçük bir kız çocuğunun çığlığıydı bu . Sanki çini kaplı dört duvar arasında yankılanan bir çığlık …
Salinger bir yazardan fazlası . Gizlenmesi , saklanması bundan . O kendiyle yaşamayı becerebilen bir dahi .
Hala gizlenmeye devam ediyor .

Yorumlar
Yorum Gönder