Gülazer Akın - Cinsiyetçiliğin Yaratımı - çalınan özgürlük




Kitabın daha ilk sayfasında yazar suratınıza haykırmaktadır ‘ bu yanlı bir dille yazılmıştır ‘ diye …. Bu uyarı kitabın sonuna dek sürdürülmektedir tabii haklı gerekçelerle ortaya dökülen analizler uyarının aslında tarafgirlik taşımadığını bizatihi kralın çıplaklığını ifşa ettiğini anlıyorsunuz .
Yazar şundan rahatsız : Beş bin yıllık ataerkil düzende iğdiş edilmiş kadınların durumunu ‘ kadın sorunu ‘ diye adlandırmamak gerektiğini söylemektedir . Bu durumun kadınla değil erkekle ilgili olduğunu kadının nasıl da çepeçevre sarıldığını bunun sonucunda ayaklar altına alındığını neden-sonuç bağlamıyla ele almaktadır . Örnekler üzerinden ele alınan konuyu derinleştirmektedir Gülazer Akın .

‘’Haremlik bir kadın hapishanesidir aslında .
Selamlık , erkeğin her türlü erkekliğini konuşturduğu en ‘ özgür’ mekanlardır . Daha sonra silinmiş yapısıyla kahvehanelere dönüştüğünü görüyoruz .’’


Bunun  en bariz örnekleri imparatorluklarda görülmektedir . Savaş dönüşü yorulan Padişah/kral bu yorgunluğunu haremlikte sayısı 50-60’ları bulan genç kızlar arasında gidermekte , içlerinden beğendiğini kollarının arasına alıp geçeyi onunla geçirmektedir . Bunun küçük prototipleride özel evler diye adlandırılan yerlerde kadınların para karşılığında erkeklerle birlikte olduğu yerlerde mevcuttur .  Bilinmedik bir şey değil her şehrin resmi bir genelevinin/hareminin olduğu .
Kral/padişah bunu kudretiyle yaparken sokaktaki kişi ise parasıyla yapar .  Fark sadece işleyiş ve renklerde , motiflerdedir .

‘’Evlerdeki normal misafir odalarının çoğu hep selamlık ihtiyacıyla bulundurulmuştur .
Selamlıklarda yapılan konuşmalar , sohbetler daima ‘erkek’ lezzetindedir .’’

Bu selamlıklara/odalara kadınlar ancak hizmet etmek için girebilirler .
Erkekliğin konuşulduğu odaya ağızları tatlansın diye kahveler , mey’ler , meyvalar servis edecek genç kızlar her zaman kapıda uşak olarak beklerler . Babaya , abiye , ve diğer erkeklere hizmet etmek asli görev olarak görülmektedir .

‘’8 Martlara katılan , destek sunmaya , ‘kadın sorunu’yla ilgilenmeye çalışan erkeğe minnet ve şükranlarımızı mı sunacağız ?
Erkekler destek verince  biz duygulanacak , fedakarlık olarak mı algılayacağız ?

Bu yaklaşım haklılığı yüksek bir hakikattir . Çevremizde gördüğümüz üzere ve bazen bizzat kendimiz de bu duruma düşerek ,   ideal erkek modeline bürünebiliyoruz sırf bu etkinliklere katılmayı becerdik diye . Zihniyet değişimi olmadan eylemler sadece durumu kronikleştirmekten öteye gitmemektedir . Öncelikli olan teorik gelişimdir .




‘’Erkek çocuklarının mavileştirilip , kız çocuklarının da pembeleştirilmesi tarihin başlangıcındaki cinsiyete dayalı işbölümüne benzer  .’’

Maalesef bu bir kural olarak benimsenmiştir . Bunu yıkmak bunu değiştirebilmek mümkün değildir .  Öyle ki bu durum her tarafa sirayet etmekte , tarihsel bu durum güncellenerek , daha da katılaşmaktadır .  Kız için elbise , kız için kitaba , kız için koltuğa , kız için sınıfa , kız için daha bir sürü şeye dönüşmektedir ….




‘’Kadını her açıdan erkeğe mahkum ve mecbur kılan en önemli yol ekonomi alanından uzaklaştırılması ve bağımlı hale getirilmesidir .
Bu , boyun eğdirmenin en etili yoludur .
Kadını evlenmeye zorlayan , hizmeti , köle olmaya iten de budur .
Çıkış yapabileceği tüm kaynaklar kesilince , varsa yoksa ‘ kurtuluş erkektedir’e ulaşır ..’’


Bu yüzden toplum çalışan kadına kötü gözle bakmayı sürdürmektedir . Çünkü o kadın iktidarını sarsmaktadır her gün . Kadın kendi ekonomisini oluşturduğu oranda sözcüklerini daha büyük harflerle dile getirmeye  , kendini savunmaya başlamaktadır . Ezilen kadın ekonomisini oluşturduğu oranda dirilmekte , erkeğin boyunduruğundan çıkmaktadır . Ve bu fevkalade bir şeydir . O zaman daha gerçekçi bir ilişki kurulabilmektedir . Çünkü diğer türlüsü efendi-köle ilişkisine dönüşmektedir . Daha sevgi dolu bir bütünleşme için kadının sözünü güçlü söylemesi gerekir . Bunun için de kadının kendini iyi hissetmesi lazım . Bunun yolu da ekonomik bağımsızlaşmadır .





‘’Kadınlar erkeklerden daha kadercidir . Bu , daha hayatın başında öğretilir .’’

Toplumun telkinleriyle kendi içine gömülen bir çocukluk dönemiyle beraber kendi gerçekliğinden uzaklaşan bir noktaya evrilmektedir kadın .
‘ şunu yapma , bunu yapma , onunla görüşme , böyle giyinme ‘ baskısı altında metafizik yaklaşımlara girmemek mümkün değildir . İçe yöneliş ve bununla beraber madde üstü şeylere bel bağlama başlamaktadır .



‘’Madem Havva’yı Adem yarattı , o zaman tüm insanlığın  çoğalması böyle sürseydi ya .’’

güzel bir yaklaşım ….:)


‘’…Havvalaştırılan her kadının bir yerlerde mutlaka bir parça Lilith ruhu vardır .
‘’

buna kesinkes bende katılıyorum . Kadın yeter ki kafasını kaldırma cüreti göstersin her taraf tekrar yeşerecektir .

‘’Havva karıdır , Lilith eştir . ‘’

Lilith Ademle eşit şartlarda yaşamak istemektedir . Bu talebii onu ucubeleştirip şeytanlaştıracaktır . Onun yerine itaatkar Havva sunulacaktır Adem’in kollarına .
Lilith özgür yaşamın temsilcisidir .

‘’Nasıl ki erkek sadece kendisine aitse , kadın da bedeniyle düşüncesiyle , ruhuyla kendisine aittir .’’

her birey kendine bağlıdır , kendinden sorumludur . Çocuk olması onun aidiyetine dair bir söz hakkı getirmez . Onu sen doğurmuş olabilirsin ama o fazlasıyla toplumun parçası , o sadece senin değildir . Büyüdüğünde ise tamamen senden kopacaktır , kopması da gerekmektedir . Neolitik toplumlarda çocukların babaları belli değildi . Bunu yapmalarının sebebi bir
aidiyet bir ayrımcılık oluşmamasıydı . Erkek tüm çocuklara eşit derecede sevgisini sunuyordu . Nitekim bunun sonuclarını fazlasıyla görmüşlerdi .
Kimse kimseye sahiplik edemez . Böyle bir hak yoktur ki meşrulaştırılsın .
Kadın sadece kendisinin olabilir .
Doğurduğun çocuk büyüyor ve sana sahiplik ediyor . Ne ironik ama değil mi ?





‘’ Kadınların katlanırken yaşadıkları acıyı kim ölçebilir ki ?’’



Bunu ölçecek ne bir teknoloji nede bir zeka vardır . Kadının acısını ancak kadın anlar , kadın bilir ….



‘’Kadınların hep kendilerinden on , yirmi yaş büyük erkeklerle evlendirilmesi abes karşılanmamıştır . Şöyle toplumsal bir kural varolagelmiştir . Erkek evlilikte mutlaka kadından daha büyük olmalıdır .Buna büyük özen gösterildi . Ve kültürel ahlaki norm halini aldı . Erkekten büyük kadınla evlilik daima ayıpsandı . Belki de Hz.Muhammed’in Hatice ile evliliğinden örnek değil de tedbir alınarak böyle bir hassasiyete gidildi . Kendisinden epeyce on beş yaş kadar –büyük olan Hatice’nin Hz Muhammed’i perde arkadasından yönettiği , yönlendirdiği bilinen bir gerçekliktir .’’


Sınıflı toplumla beraber  adetler , yeni gelenekler oluşturuldu . Evlilik aşamasında kadının erkekten küçük olması da bunlarda biriydi . Sümerlerden bugüne hala devam ededuruyor . Ve daha uzun süre bunun devam edeceği apaçıktır .
Bunu yıkmak için öncelikle toplumun yarattığı bu gayriahlaki kuralın mantıktan , duygudan bilinçten uzak olduğunun idrak-i yapılmalıdır .
Sözkonusu sevgiyse bunun inşası ne yaş ne makam ne mevki ile ilintilidir .
Tolstoy boşuna sormuyor ‘ İnsan ne ile yaşar ‘ diye .
Kitabın başından sonuna değin vurgulanan yer aynıdır , kişiyi ayakta tutan , kişinin yaşama tutunmasına neden olan sevgidir .
Sevgiyi vareden ise güven , sadakat , saygıdır .
Sevginin ruhsal , manevi bir şey olduğunu bildiğin takdirde maddi algıdan uzaklaşırsın . Bu toplumun bizzat savunduğu şeylerden uzaklaşmayı da beraberinde getirir .
Einstein yerkürenin en zeki kişisiydi , onun tutkun olduğu kadın ondan büyüktü .
Elsa ömrünün sonuna dek Einstein’in kollarında huzuru buldu , Einstein , Elsa’dan başkasına gitmeyi düşünmedi . Çünkü Elsa sevgiydi .
Sevginin sonsuzluğunda kucaklaşmaktan geri durmadılar .
Atomu böyle parçaladı Einstein , böyle buldu izafiyet teorisini belkide   …J
Huzursuzluğun sokağında icat mı gelişir ?
Koşulsuz sevgi huzur getirir , huzur ise yeni şeyleri . Ataerkil düzende koşulsuz sevginin esamesi yoktur .





‘’Kadın ezelden beri hep bir yas içindedir .’’

Tanrıça İnanna’nın 104 icadı (me’si)  çalındığı günden beridir bu yas devam etmektedir . Bu yas bittiği takdirde yeni neolitik çağa geçiş başlayacaktır .




‘Karılık sindirilmişlik , alt edilmişliktir . Dize getirilen kadındır .’


kocalık imajının yok edilmesi gerekir . Kocanın olduğu yerde karılaşma vardır . Karılaşma köleliğin en alt versiyonudur .
Bunu yok edecek olan zihniyet devrimidir .
Erkek de kadın da bu değişime açık olmalı , kendine yabancılaşmayı yok etmelidir .

Ne karılaşma ne de kocalaşma …

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Abdullah Aren Çelik - Yediler Teknesi

Jo March ve Pervin

Freud-Anna-Melanie Klein Savunması