Abdullah Aren Çelik - Kandan Adam
İç içe geçmiş hikayelerin , kesişen hayatların sonu kanla
biten romanı Kandan Adam .
Karın soğuğu , Ahmet Boz’un elinin üzerindeki ben’i ,
yazarın ardışık nesneleri yakanıza yapışacak romanın sonuna değin . Yer yer
boğacak gibi olacak ama ara metinlerle , kapı aralarına sızan hava ile sizi
yine sarsacak yazar .
Kan , suç , militan , barut kokularıyla gün geçiren bir kentin düzen sağlayıcısı Komiseri Ahmet Boz’un hikayesini okuyorsunuz . Eşi Gülhan’la tükenen evliliği , itibar sahibiyken sıradan bir memura dönüşmesini akabinde intikam yemini edip , kaybettiklerini tekrar kazanma hırsıyla giriştiği korku dolu bir gerilim içinde ne olduğunu bilmediği bir mühür , içindeki ateşe benzin dökecektir . Şaşalı dönemlerinin neden elinden kayıp gittiğini anlamak için gün yüzüne çıkarılan kemik parçalarının ve kemiklerle beraber gömülmüş eşyaların , mührün peşine düşecektir .
Mühürle beraber Kurşunlu Cami hikayesine tanık olacağız . Kilisenin Camiye dönüşü , Ermenilerin kıyımdan geçirilişlerinden bağımsız olmayacaktır . Evvela hafıza yok edilmeye çalışılır .
Bir ok fantezisi ile papaz katledilir , ibadet yerinden önce ibadetin kendisi mühürlenir . Akabinde o mühür bir halkın sırtına tabela edilir .
Utanç yazısı ile .
‘’ 1915 yılının bir sonbahar akşamı büyük ülkü hayata geçmeye başladı . ‘’
Asırlar arasında gidip gelecek bu mühür .
Mühür önce Bitlise ulaşır . Kemal Fevzi’nin ve küçük kardeşinin parmağına yüzük olur . O mühür tekrar olay mahaline döner .
Ahmet Boz’un karanlığına ışık olur .
En acıklı yer belki de Kemal Fevzi’nin doktor kardeşi Law Reşit’in hikayesidir .
Kardeşinin ölümü onun delirişidir .
‘ Wildon söylemişti ‘ diyerek sokakları arşınlayan bu deli aslında devletin delirttiği toplumun panoraması gibidir .
Reşit’in doktor arkadaşı Zaven’in isminin Alper’e evrilişi bir halkın asimilasyona nasıl uğratıldığının göstergesi gibidir .
Metnin bol imgelerle dolu olduğunu , göndermelerin hafızayı tazelemek görevi gördüğünü , edebiyatın yegane görevinin tam da bu olduğunu hatırlatıyor yazar .
Sevila örneği gibi .
Kan , suç , militan , barut kokularıyla gün geçiren bir kentin düzen sağlayıcısı Komiseri Ahmet Boz’un hikayesini okuyorsunuz . Eşi Gülhan’la tükenen evliliği , itibar sahibiyken sıradan bir memura dönüşmesini akabinde intikam yemini edip , kaybettiklerini tekrar kazanma hırsıyla giriştiği korku dolu bir gerilim içinde ne olduğunu bilmediği bir mühür , içindeki ateşe benzin dökecektir . Şaşalı dönemlerinin neden elinden kayıp gittiğini anlamak için gün yüzüne çıkarılan kemik parçalarının ve kemiklerle beraber gömülmüş eşyaların , mührün peşine düşecektir .
Mühürle beraber Kurşunlu Cami hikayesine tanık olacağız . Kilisenin Camiye dönüşü , Ermenilerin kıyımdan geçirilişlerinden bağımsız olmayacaktır . Evvela hafıza yok edilmeye çalışılır .
Bir ok fantezisi ile papaz katledilir , ibadet yerinden önce ibadetin kendisi mühürlenir . Akabinde o mühür bir halkın sırtına tabela edilir .
Utanç yazısı ile .
‘’ 1915 yılının bir sonbahar akşamı büyük ülkü hayata geçmeye başladı . ‘’
Asırlar arasında gidip gelecek bu mühür .
Mühür önce Bitlise ulaşır . Kemal Fevzi’nin ve küçük kardeşinin parmağına yüzük olur . O mühür tekrar olay mahaline döner .
Ahmet Boz’un karanlığına ışık olur .
En acıklı yer belki de Kemal Fevzi’nin doktor kardeşi Law Reşit’in hikayesidir .
Kardeşinin ölümü onun delirişidir .
‘ Wildon söylemişti ‘ diyerek sokakları arşınlayan bu deli aslında devletin delirttiği toplumun panoraması gibidir .
Reşit’in doktor arkadaşı Zaven’in isminin Alper’e evrilişi bir halkın asimilasyona nasıl uğratıldığının göstergesi gibidir .
Metnin bol imgelerle dolu olduğunu , göndermelerin hafızayı tazelemek görevi gördüğünü , edebiyatın yegane görevinin tam da bu olduğunu hatırlatıyor yazar .
Sevila örneği gibi .
Yazarın değindiği ‘’Kötü kokan dilini bilmediğim bu
insanların arasında ne işim var .’’ sorunsalı sadece Ahmet Boz ile sınırlı
değildir . Şark görevi , doğu görevi diye ad konulan malum durum ile halk zaten
aşağılanmıştır , yok sayılmaya yüz tutulmuştur .
Devlete bağlı ne kadar sorunlu memur varsa şark görevi altında , kötülük tohumları ekilmiş bu laboratuar alanına atanmışlardır .
Ahmet Boz bunlardan biridir . Metnin sonuna varana kadar bir kötülüğünü görmeyişimiz onun pasife çekilmesindendir .
Nasıl hastalıklı bir ruha sahip olduğunu Gülhan’ı çarmıha gerişinde görüyoruz .
Ki onun kötülük görevini halihazırda Kamil , Karanlık ve diğerleri sürdürmektedirler .
İyi çocuklar bitmeyecektir , devletin kuluçkasında .
Güçlü kurgusuyla , alt metinleriyle bir baş yapıt örneği olarak edebiyatın politik polisiye alanındaki yerini alacak bir roman okuyor olacaksınız .
Devlete bağlı ne kadar sorunlu memur varsa şark görevi altında , kötülük tohumları ekilmiş bu laboratuar alanına atanmışlardır .
Ahmet Boz bunlardan biridir . Metnin sonuna varana kadar bir kötülüğünü görmeyişimiz onun pasife çekilmesindendir .
Nasıl hastalıklı bir ruha sahip olduğunu Gülhan’ı çarmıha gerişinde görüyoruz .
Ki onun kötülük görevini halihazırda Kamil , Karanlık ve diğerleri sürdürmektedirler .
İyi çocuklar bitmeyecektir , devletin kuluçkasında .
Güçlü kurgusuyla , alt metinleriyle bir baş yapıt örneği olarak edebiyatın politik polisiye alanındaki yerini alacak bir roman okuyor olacaksınız .
Kandan Adam romanıyla beraber tekrar ortaya çıkan editör , yayınevi ciddiyetsizliği edebiyatın neye peşkeş çekildiğini göstermektedir .
Ön okuma , editleme koltuğunda oturan zat-i şahaneler ömürlerinden büyük egolarıyla yaşamaktan vazgeçmedikleri sürece biz okurlar daha çok yazım hataları , noktalama işaretleri , cümle tekrarları ile karşılaşacağız .
Everest yayınları hangi yazarın ne kadar getireceğine değil , hangi metnin edebiyata ne katacağına bakması gerekir . Bunu yapmazlarsa beslendikleri canavar onları da yutacaktır .
( Bir dosya bu kadar kısa sürede arşive yollanıyorsa , bunun nedeni açıktı . Ya devletin milli menfaatleri zedelenmiş ya da davanın ucu kodaman birine gelip dayanmıştır ( iki kez tekrar edilmiş )
( Yürümüyor yer onu gideceği
yere taşıyordu sanki – Everest sayesinde yerin de yürüdüğünü gördük )
( askıya ast ve kaloriferin
yanına … )
( O yılarda acının insana doyduğu
…)
(envaı taşlar …)
(Sırtını yaşlı ağacını
gövdesine yasladı .)
(Yılardır düşüyordu , her
düşüşün bir sonu olduğu gibi onunki …)
Alıntılar :
Yıllardır bütün kaynaklarını terörle mücadele denen kör bir kuyuda yok ediyordu .
Alıntılar :
Yıllardır bütün kaynaklarını terörle mücadele denen kör bir kuyuda yok ediyordu .
Yol boyu burçlardan
sarkıtılan ve surların bir kısmını kızıla boyayan ay yıldızlı bayrakları
inceledi . Trabzon’da bu kadar bayrakla karşılaşmamıştır .
Bu şehir yaşaması ve yaşlanması güç bir yerdir .
Bu şehir yaşaması ve yaşlanması güç bir yerdir .

Yorumlar
Yorum Gönder