Freud-Anna-Melanie Klein Savunması
Sigmund Freud-
Cinsel eğitim eksikliğinin sonucu olarak küçük erkek çocuğu para karşılığı
cinsel ilişkiye giren kadınların varlığını ve de bu tip kadınların hor
görülmesi gerektiğini aynı anda öğreniyor.
iki duygu akımının, şefkat ve cinselliğin eşit bir şekilde kaynaşmadığı
insanlar pek kaliteli bir aşk yaşamına genellikle sahip olamıyor. Ruhsal
yetersizlikten kaynaklı…
Sevdikleri zaman arzulayamazlar, arzuladıkları zaman sevemezler.
Biz, hastanın
unutulmuş yıllarını yansıtan bir resmin peşindeyiz; öyle bir
resim ki hem güvenilir olacak hem de hiçbir önemli öğeyi dışarıda bırakmayacak
.
Oğlan çocuğu, babasının sevgi nesnesi
olarak annesinin yerini almayı da ister ve bu durum bizim ‘ kadınsı tutum’ olarak tanımladığımız bir
durumdur.
Cinsel eğitim” eksikliğinin sonucu olarak küçük erkek çocuğu para karşılığı
cinsel ilişkiye giren kadınların varlığını ve de bu tip kadınların genel olarak
hor görülmesi gerektiğini aynı anda öğreniyor. Bu hor görme onun için o kadar
yabancı bir duygu ki, bu zavallı diye gördüğü kadınların onu, sadece
yetişkinlere ait bir ayrıcalık olarak sandığı cinsel yaşamın içine dâhil
edebileceğini öğrendiğinde onlara karşı arzu ve heyecan karışımı duygular
beslemeye başlıyor.
Bu çirkin cinsel eylemin anne babası tarafından da uygulandığından kuşku duymaya başladıktan sonra bu kuralda bir istisna yaratıyor ve “fahişe” ile “anne” arasındaki farkın da o kadar fazla olmadığını, temelde ikisinin de aynı olduğunu arlanmaz bir şekilde kendine söylüyor. Aslında eğitimi sayesinde ilk çocukluk yıllarının hatıraları ve arzuları uyanmış, bunun sonucunda bazı ruhsal durumlar tekrar harekete geçmeye başlamıştır. Annesini bu yeni edindiği anlam bağlamında arzulamaya ve önünde engel teşkil eden bir rakip olarak gördüğü babasından nefret etmeye tekrar başlıyor.
Erkeklerde genel kural haline dönüşmüş olan cinsel nesneyi alçaltma, değersizleştirme ihtiyacının kadınlarda olmadığı görülüyor. Ancak uzun süre cinsellikten uzak bir yaşam sürdürmesi ve cinselliğini fantezilerinin ve düş dünyasının içine sıkıştırmak zorunda kalması kadın açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Öyle ki artık cinsel eylemle yasak olan arasındaki bağı çözemeyecek hale geliyor. Böylece bu tür eylemlerde bulunma hakkına eriştiğinde ruhsal yetersizlik kurbanı oluyor; başka bir deyişle cinsel soğukluk (hissizlik) yaşıyor. Bu durum cinsel ilişkiye girmelerinde sakınca bulunmayan evli ya da nişanlı birçok kadının bir süre daha sır saklamaya ihtiyacının olmasının nedenini açıklıyor herhalde. Bazıları ise kocası dışında başka bir erkekle yasak olan gizli bir ilişki yaşamaları halinde yeniden cinsel duygular hissetmeye başlıyor; kocaya olan sadakatsizlikleri sevgiliye ikinci sırada (derece) bir sadakat garantisi aslında.
Büyük Napoleon'un ünlü sözünden yola çıkarak şöyle diyebiliriz: Anatomi kaderdir. Cinsel organlar, insanoğlunun estetiğe doğru olan fiziksel formlarının evriminden payını almadı ve her zaman oldukları gibi yani yabani olarak kaldılar aynı şekilde aşk da daima içinde olan yabani seviyesini korudu.
Bu aşamada genellikle küçük kız çocuklarının ailenin göz ağrısı olan erkek kardeşe karşı olan düşmanlıklarını ve kıskançlıklarını saklamadıkları, onunla eşit görülebilmek ve aynı haklara sahip olabilmek adına onun gibi ayakta idrarını yapmaya kalkıştıkları bile görülüyor.
Daha önce sözünü ettiğim cinsel ilişki sonrasında sevilen erkeğe karşı uygulanan sınırsız saldırganlık vakasında, bu aşamanın cinsel nesne seçimi aşamasından öncesine denk geldiğini saptadım. İşte bu aşamadan sonra kız çocuklarının libidosu babaya yöneliyordu ve sonrasında isteği penis yerine çocuk istiyordu."?
Bu noktaya kadar Oidipus kompleksi konusunda bir sorun olmadığı gibi burada bir rolü de yoktur. Ama artık kız çocuğunun libidosu “penis-çocuk” eşitlemesi çizgisinde yeni bir konuma doğru yönelir. Penis arzusundan vazgeçer ve bunun yerine çocuk arzusunu koymaya başlar.
Bu amaçla bundan böyle babasını sevgi nesnesi yapar. Annesi ise kıskançlığının nesnesi olur. Kız çocuğu küçük bir kadına dönüşmüştür artık. Yalnızca bir analitik olaya dayanarak konuşacak olursam, bu yeni durumun kadının cinsel organlarının zamanından önce uyanması olarak değerlendirilmesi gereken fiziksel duyumlara yol açması görülebilir. Daha sonra kızın babasına bağlılığı düş kırıklığıyla sonuçlanıp da bundan vazgeçildiği zaman bunun yerini onunla özdeşleşme alabilir.
//////\\\\\\\
Anna FREUD
Eğer
ben ve idin sınırlarında barış hüküm sürüyorsa ben, idin karşısında gözlemci
rolünü kusursuz bir biçimde yerine getirir.
Dürtüsel itkiler kendilerine özgü inatçılıkları ve enerjileriyle
hedeflerine saldırır, gafil avlayıp yenmek amacıyla bene düşmanca
baskınlar düzenlemeye başlar. Diğer taraftan ikirciklenen ben de karşı eyleme
geçer, idin alanına saldırılar düzenler. Amacı, sınırlarının
korunmasını sağlayacak uygun savunma önlemleriyle dürtüleri sürekli olarak felce
uğratmaktır
Tabii artık benin saf dışı bırakılması için zor kullanılmaz.
Bunun yerine ben
kendiliğinden devreden çıkmaya davet edilir. Çağrışımlar eleştirilmemeli,
normalde geçerli olan mantıksal bağlantı talepleri göz ardı
edilmelidir. Benden adeta susması rica edilir. İd ise türevlerinin bilince
yükseldiklerinde alışageldikleri güçlüklerle karşılaşmayacaklarına
söz verilerek konuşmaya çağrılır. Fakat tabii ki id türevlerine bene
girişlerinde herhangi bir dürtüsel hedefe ulaşacakları da vaat edilmez.
Geçiş izni yalnızca sözlü temsile tercüme için geçerlidir, yoksa (bilince)
yükselmelerinin gerçek amacı olan hareket aygıtına egemen
olma konusunda değil.
Hasta analizin kuralını çiğnemiştir' direnç gösteriyoruz deriz.
Bu, hastanın idinden benine yönelen saldırıların karşı eylemle yanitlanmasidir.
Benin savunma eylemlerinin incelenebileceği bir diğer alansa
Wilhelm Reich'ın (1933) "sürekli direnç analizi"nde ele aldığı
görüngülerdir. Donukluk, katılık gibi bedensel tutumlar ve kişinin sabit bir
gülümseme, alaycı, iğneleyici, kibirli davranış gibi özellikleri, bir zamanlar
çok etkin olan savunma olaylarının kalıntılarıdır ki, bu kalıntılar
kaynaklandıkları durumdan (dürtü ya da duygulanımla çatışmalardan) uzaklaşarak
kalıcı karakter özellikleri, Reich'ın deyimiyle
"karakter zırhı" haline gelmişlerdir
Bastırma, gerileme,tepki oluşturma,yapıp bozma, yansıtma, içe
yansıtma, yalıtma, kendine yöneltme, karşıtına çevirme, yüceltme ya da dürtü
hedefinin yer değiştirmesi/ savunma mekanizmaları.
///////\\\\\\\
Melanie KLEİN
Eğer bu içe yansıtılan ilksel nesne ben'de yeterince güvenli bir biçimde kök
salabilirse, olumlu bir gelişimin temelleri de atılmış olur.
Bu bağın kuruluşuna doğuştan gelen etkenler de katkıda bulunur. Oral itkilerin
egemen olduğu bir durumda, meme de, içgüdüsel bir biçimde, besin kaynağı ve
dolayısıyla daha derin bir anlamda yaşamın
kaynağı olarak algılanır. Eğer her şey yolunda giderse, doyurucu memeyle bu zihinsel
ve fiziksel yakınlık, yitirilmiş olan o doğum öncesi anne-bebek birliğini ve
buna eşlik eden güven duygusunu bir ölçüde
yeniden kurar.
Haset,
bebeğin iyi nesneyi kurma yolunda karşılaştığı güçlükleri artırır; çünkü yoksun
kaldığı doyumun kendisini hüsrana uğratan meme tarafından alıkonulduğuna
inanıyordur bebek.
kıskançlık,
elinde olanı yitirmekten korkar; hasetse, kendi istediğinin bir başkasında
olduğunu gördüğü için acı duyar. .. Hasetli kişi, haz ve memnuniyet
görüntülerinden sıkıntı
duyar. Ancak başkalarının sefaleti huzur verir ona. Bu yüzden, hasetli kişiyi
tatmin etmeye yönelik her tür çaba nafiledir."
Çünkü
yıkıcı itkileri, haseti ve açgözlülüğü hafifleten etken haz ve yol açtığı
şükrandır.
Haset
yüzünden içlerinde bir iyi nesne geliştiremeyen bebeklere karşılık, sevgi ve
şükran yetisi yüksek olan bir çocuğun iyi nesneyle
köklü bir ilişkisi vardır; ve bu yüzden de, sevilen ve iyi bakılan çocuklarda
bile zaman zaman ortaya çıkabilen o geçici haset, açgözlülük ve gücenme
durumlarını fazla yara almadan geçiştirebilir. Bu olumsuz ruh hallerinin geçici
olması, iyi nesnenin hep yeniden kazanıldığını gösterir. İyi nesnenin
yerleştirilmesinde ve dengeli, güçlü bir benin temellerinin atılmasında çok
önemli bir etkendir bu geçicilik. Anne memesiyle ilişki, gelişim süreci içinde,
insanlara, değerlere ve davalara bağlılığın da temelini oluşturur ve
başlangıçta ilksel nesneye duyulan sevginin bir boylece massedilir.
Bebeğin
gerçekten zevk alması ve memnun olabilmesi için sevgi yetisinin yeterince
gelişmiş olması gerekir; şükranın temelini oluşturan da bu zevk ve
memnunluktur. Freud, bebeğin süt emmekten duyduğu mutluluğun cinsel doyumun ilk
örneği olduğunu söylemişti. Bence bu yaşantılar sadece cinsel doyumun değil,
daha sonraki bütün mutlulukların da temelini oluşturur ve bir başka insanla
bütünleşme duygusunu mümkün kılar. Böyle bir bütünleşme, kişinin gerçekten
anlaşıldığı anlamına gelir ki, her türlü aşk ya da dostluk ilişkisinin
koşuludur. Eğer sahiciyse böyle bir anlayışın söze dökülmesi de gerekmez; ve bu
da onun konuşma-öncesi dönemde anneyle kurulan o ilk yakınlıktan türediğini
gösterir. Memeyle ilk ilişkiden tam olarak zevk alma yeteneği, çeşitli
kaynaklardan alınacak başka zevklerin de temelini oluşturur.
Yıkıcı
itkilerin ifadesi olan aşın haset işte iyi memeyle kötü meme arasındaki bu ilk
bölme sürecine müdahale eder ve bunun sonucunda iyi nesnenin kurulması tam
olarak gerçekleşmez.
Bazı
insanlar, aşın hasetten kaynaklanan iyi nesne edinme yetersizlikleriyle başa
çıkmak için nesneyi idealleştirme yoluna saparlar. Bu ilk idealleştirme oldukça
kırılgandır, çünkü iyi nesne karşısında
duyulan haset, sonunda nesnenin idealleştirilmiş yanma da yönelecektir. Aynı
şey daha sonraki nesnelerin idealleştirilmesi ve onlarla kurulan özdeşleşmeler
için de geçerlidir; aynın gözetmeden kurulan bu özdeşlikler çoğu zaman
dengesizdir. Açgözlülük bu ayrımsız özdeşleşmelerde önemli bir etkendir, çünkü
her şeyin en çoğunu alma ihtiyacı seçme ve ayrım yapma yeteneğini zedeler. Bu
yeteneksizlik, ilksel nesneye ilişkin olarak ortaya çıkan iyi-kötü
karışıklığıyla da bağlantılıdır.
Kıskançlık,
baba karşısında duyulan kuşku ve rekabet duygusuna dayalıdır: Baba, anneyi ve
annenin göğsünü alıp kaçırdığı için suçlanmaktadır.
Anneye
duyulan nefret ve haset bu kadar güçlü olmadığında da hayal kırıklıkları ve
gücenmeler kızın anneden yüz çevirmesine yol açabilir; ama bu durumda ikinci
nesnenin (baba penisinin ve babanın) idealleştirilmesi daha başarılı
olabilecektir. Bu idealleştirme esas olarak bir iyi nesne arayışından
kaynaklanıyordur. İlk seferde başarılı olamamıştır bu arayış, bu yüzden şimdi
de yenilgiye uğrayabilir; ama kıskançlık durumunun asli öğesi babaya duyulan
sevgiyse kızın başarılı olması da mümkündür, çünkü bu durumda anneye duyulan
nefret bir ölçüde babaya ve daha sonra da başka erkeklere duyulan sevgiyle
birleştirilebilecektir. Bu durumda, çok fazla anne ikamesi olarak
görünmedikleri sürece kadınlara karşı dostça duyguların beslenmesi de
mümkündür. O zaman kadınlarla dostluk ve eşcinsellik de kaçınılan ilksel
nesnenin yerine bir iyi nesne bulma ihtiyacı üzerinde kurulabilir
Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki, yaşamın herhangi bir evresinde iyi
nesneyle ilişki ciddi bir sarsıntı geçirdiğinde (hasetin önemli rol oynadığı
bir sarsıntı) kişinin sadece iç huzuru ve güven duygusu zedelenmekle kalmaz,
karakterinde de bozulma ve çarpılmalar belirir.

Yorumlar
Yorum Gönder