Ruhumuza büyüteç tutan deha - Freud
Freudun hikayesi tanıdık aslında . Bir çoğumuzun yaşadığı ,
bu uğurda kendini feda ettiği bir serüven .
Doktor olmak gibi bir heyecanı yok Freud’un ama maddi zorluklardan dolayı gençliğinin başlarında bu alana yönelmek zorunda kalıyor . Başarılı bir evre geçiriyor ama içindeki tutkuya kulak verip , heyecan duyduğu insan ilişkilerine dönüyor .
O dönemin tanıdık bir çok tıp doktorunun (charcot – e.brücke) yanında çalışma imkanı buluyor . Her birinden ayrı şeyler öğrenmesine rağmen
Doktor olmak gibi bir heyecanı yok Freud’un ama maddi zorluklardan dolayı gençliğinin başlarında bu alana yönelmek zorunda kalıyor . Başarılı bir evre geçiriyor ama içindeki tutkuya kulak verip , heyecan duyduğu insan ilişkilerine dönüyor .
O dönemin tanıdık bir çok tıp doktorunun (charcot – e.brücke) yanında çalışma imkanı buluyor . Her birinden ayrı şeyler öğrenmesine rağmen
aradığı şeyin , yöntemin bunlar olmadığını düşünüyor .
Cihazlara bağlanıp , acı altında itiraflar , hipnotize edilmeler ona acımasız , yapay bir yöntem olduğunu hissettiriyor .
Histeriler konusunda en yakın fikirde olduğu Dr Breuer ile de anlaşmazlıklar yaşıyor . Dr.Breuer , Freud’u aşırı , uç noktalarda gezinen biri olarak görüp , fikrinin tehlikeler barındırdığını düşünerek onunla ilerleyemiyor .
Salome , Nietzsche’nin hastalığını tedavi edebilecek , ünü yayılmış bir doktor olduğunu düşünerek , Dr.Breuer’den randevu alıyor , Nietzsche’yi ikna ederek , Viyana’ya getiriyor . Viyana entelektüellerin nefes aldığı bir anakara görevi görüyor o dönemde .
Gecelerini gündüzüne katan bu meraklı genç , harıl harıl çalışıyor . Kendi odasına çekilip okuyor , okudukça büyüdüğünü hissediyor .
Bu hislerin sonucunda kendi kendini terapi etmelere girişiyor , kendi rüyalarını analiz etmeye çalışıyor .
Cihazlara bağlanıp , acı altında itiraflar , hipnotize edilmeler ona acımasız , yapay bir yöntem olduğunu hissettiriyor .
Histeriler konusunda en yakın fikirde olduğu Dr Breuer ile de anlaşmazlıklar yaşıyor . Dr.Breuer , Freud’u aşırı , uç noktalarda gezinen biri olarak görüp , fikrinin tehlikeler barındırdığını düşünerek onunla ilerleyemiyor .
Salome , Nietzsche’nin hastalığını tedavi edebilecek , ünü yayılmış bir doktor olduğunu düşünerek , Dr.Breuer’den randevu alıyor , Nietzsche’yi ikna ederek , Viyana’ya getiriyor . Viyana entelektüellerin nefes aldığı bir anakara görevi görüyor o dönemde .
Gecelerini gündüzüne katan bu meraklı genç , harıl harıl çalışıyor . Kendi odasına çekilip okuyor , okudukça büyüdüğünü hissediyor .
Bu hislerin sonucunda kendi kendini terapi etmelere girişiyor , kendi rüyalarını analiz etmeye çalışıyor .
Kendinde olumlu sonuçlara yaklaştığını görünce kendisini
entelektüel varisi ilan ettiği kızı Anna Freud ile terapilere girişir .
Anna’nın çocukluğuna inerler . Anna’nın ‘anlatımları ‘, aktarımları , ‘ dil
sürçmeleri’ sabahlara dek sürer .
Terapilerini dışarılara yayan Freud , başarı sağladığını
gördükçe daha derinlere dalmaya niyetlenir
‘Ancak nevrozların çoğunun , hatta belki de tamamının ,
cinsel arzuların bastırılmasından kaynaklandığını tarafsıza ve utanıp
sıkılmadan tespit ettiğini açıkladığında yüzleri kül gibi solan meslektaşları
dehşete düşer .’ Yoğun baskılar , meslektaşlarının yıpratıcı yaklaşımları , toplumun gelenek , din anlayışları Freud’u korkutmaz , geri adım atmayı
düşünmemektedir . Freud tahakkümcü ataerkilliğe , baskıcılığına savaş açmaktadır , ataerkilliği kendinde devam
ettirerek . Son yazdığı kitap olan ‘ musa ve tanrıcılık ‘ kitabını
yayınlamaması için kilise , yakın çevresi ona
baskı uygulamaktadır . Kendisi de bir Yahudi olmasına rağmen , Yahudiler
nazi zorbalığına maruz kalmışken , böyle bir hareketi kimse tasvip etmemektedir
lâkin Freud geri adım atmamaktadır . Kimseye boyun eğmeyen bir deha bu arada
delirmişçesine puro tutkusuna yenik düşmektedir . Günde 20 adete kadar içtiği oluyor . Bu onun sonunu yaratacaktır .
Şöyle de söylemektedir ‘’ öpecek bir şeyi olmayanın tütün içmesi kaçınılmazdır ‘
Cinsel hayatı , entelektüel hayatını baskılamasın diye çok uğraşmaktadır . 30 yaşından sonra evlilik yapıyor Freud , o ana dek bakir kalıyor , kendini bilginin çıplak kollarına sunuyor . Kendisine aşık olan genç hastası , Napolyon’nun genç torunu Marie Bonaparte’yi kibarca reddediyor , cinsel enerjisini , zihinsel enerjiye aktarmasını , böyle yaparak kendini gerçekleştirebileceğini söylüyor . Bu konuda da onunla uzun uzun aktarımlar yapıyor odasındaki meşhur kanepesinde . Ölümüne dek Marie ona sadık bir dost olmayı sürdürecektir .
Freud’un yaptığı kağıdın ilk çıkış noktasına varmaktır . Elindeki defterden , ormana varış . Bir çiçeği kavrayabilmek için köküne varış . Bunu iki yolla yapıyor . Derin sessizlikler altında hastasını konuşturarak , dil sürçmelerinde ve aktarımlarında elde ettiği verilerle sonuca varıyor . Dürtüler sonuca giden yol oluyor . Freud öncesi psikoloji , dürtüleri baskılamayı salık verirken , Freud tam tersini yapmaktadır . Baskılanan ne varsa açığa çıkmalıdır . Bireyin temel rahatsızlığı baskıladıklarında gizlidir .
Rahatsızlığı gidermek için bunun ayırdına varabilmelidir birey , ki onu dizginleyebilsin .
Freud’un yaptığı , ahlak hastalığına kapılmış bir devrin tedavisini yapmaktır .
Freud baskılanan dürtülerin doluştuğu yeri de keşfediyor . Yani bilinçaltımızı . Orada ne olup bittiğini anlamak için yine kendini ve kızı Anna Freud’u denek olarak kullanıyor .
‘Bilinçdışı dünya her insanın en derin sırlarını barındırır : psikanalizin görevi ise , bu sırları açığa çıkarmak için insana yardım etmektir . Peki bir sır nasıl açığa çıkartılır ?’ diye soruyor .
Yöntemi keşfeden Freud biliçaltımıza dair yorumlarını teze dönüştürmek için geceler boyu çalışıyor , ağzındaki puroların sonu gelmeden .
Freud ilkel olana iniyor , ilk döneme iniyor . İlaçlar , elektrikli şoklar , hipnozlar yapmadan tamamen doğal bir sürecin içerisinde bireyin doğuşuna iniyordu . Bunu , soru sorarak ve hastasını dinleyerek yapıyordu . Geliştirdiği psikolojiyi analiz (psikanaliz) yöntemiyle , geleneğin , ahlakın , kilisenin duvarlarını neşterle kesiyordu .
Bilinçaltımızda neler oluyor ? Uçtuğumuz , tepelerden düştüğümüz rüyalar ne demek istiyor ? Asla olamayacağımız şeyi neden rüyamızda görüyoruz ?
Freud’un indiği derin kuyular bu sorularla inşa ediliyordu .
‘rüya kendini gerçekleştirmemiş arzudur .’ derken neyi kastediyordu ? Rüyadaki cinsel birleşimler neyin yanıtı oluyordu ?
Bu sorulara cevap bulamayan birey nevrotik bir durumun içerisine girer . Nevroz hastalığını yaşayan bireyi bu duruma sokan asıl sebebin , cinsellik olduğunu , arzulamasını gerçekleştiremeyen birey , ulaşamadığı bu cinsel tutkudan dolayı ruhuna baskı uygular ve hasta eder kendini , farkına varamadan .
Bedenimiz nasıl beslenmek için yanıp tutuşuyorsa , ruhumuz da tutku için yanıp tutuşuyor ve tatmin edilmesini istiyor .
libido , diyor buna Freud . Kendisinin yaratımı olan bir kavramdır bu , tıpkı psikanaliz gibi , id , ego , süperego gibi …
Libido yaş ayırt etmeksizin gerçekleşen bir durumdur . Freud bu terimle çocukluğu eşeliyor . Çocuk yaşını irdeliyor . İlkel olana iniyor .
En çok tepki çeken oedipus kompleksinde bahsettiği , ‘çocuk cinselliğini biliyor – bu belirleyici bir formüldür . ! ancak cinselliği idrak etmiyor . ‘ yorumu etrafındaki herkesi şoka uğratıyor .
'-Bir çocuk cinselliği nasıl hissedebilir ki ? Çocuk ne bilir arzuyu , delirmiş bu herif .'
O ise ısrarla yarattığı dünyayı genişletmeye devam ediyor . Şöyle diyor , çocuk haz aldığı şeyleri emiyor , haz alamadıklarını kendinden uzaklaştırıyor . Durdurulamaz bir varlık olan bebek , kanun tanımaz ve durdurulamaz bir varlık olan bebek , ufacık parmaklarıyla ulaşabildiği her şeyi , bildiği tek haz kaynağına , yani emen ağzına götürüyor . Bu döneme uzak olmadığımız bir kavram olan oral adını veriyor Freud .
Oedipus kompleksinde belirttiği , bir çocuğun ilk erotik duygu durumu daima anneye , ilk agresif eğilimi ise babaya yöneliktir yaklaşımı sarsıcıdır . Çocuk annesini arzular mı ‘
tepkilerine maruz kalmaktadır . Ama o ısrarla çocuğun annesinin memesini emerken ilk cinsel deneyimini yaşadığını söylemektedir .
Sanırım Freud’u etkiliyici kılan bir diğer yanı da , kendisine hasta insanların , delirmişlerin , depresif ruhların gelmesine rağmen o
tüm insanlığın hasta olduğu fikrine kapılmamaktadır . Umudunu korumaktadır . Güncel hayatta iki , üç aksi kişiyle denk geldiğimizde tüm toplumun aksi olduğu fikrine kapılmayanımız yoktur .
Freudu kaygılandıran noktalardan biri de şudur ;
İnsanlık , tanrısallığa bu kadar yaklaştığı halde neden eskisinden çok daha mutlu ve keyifli değil ? diyor . Bütün çabası mutlu , özgür , kendini gerçekleştirmiş bir toplumdur .
İnsanlık bir gün , ruhunun bu iki arada bir derede kalmış halinin üstesinden gelmeyi başarabilecek mi ? tanrı korkusu ile hayvani haz arasında afallamış biçimde gidip gelen , etrafı yasaklarla kuşatılan ve dinlerin saplantılı nevrozu altında adeta ezilen insan kendini bu medeniyet ikileminden çıkaracak yolu bulabilecek mi ? . Bu sorulara cevabı , aynı dönemde yaşamış bir diğer deha olan Nietzsche verecektir : İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir .Uçurumun üstünde bir ip . Tehlikeli bir geçiş , tehlikeli bir yolculuk , tehlikeli bir geriye bakış , tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış . Üstinsan'dır aradığımız , olmamız gereken .
Nietzsche’nın bu çağrısını Freud’a gelen hastalar değil başka biri duyacaktır .
Nietzsche’nin doğduğu ülkede , Almanya’da genç , ateşli bir ırkçı duyacaktır .
Bu duyumsayış , Freud’un çene kanserine yakalandığı dönemin sürgün fermanına dönüşecektir .
Şöyle de söylemektedir ‘’ öpecek bir şeyi olmayanın tütün içmesi kaçınılmazdır ‘
Cinsel hayatı , entelektüel hayatını baskılamasın diye çok uğraşmaktadır . 30 yaşından sonra evlilik yapıyor Freud , o ana dek bakir kalıyor , kendini bilginin çıplak kollarına sunuyor . Kendisine aşık olan genç hastası , Napolyon’nun genç torunu Marie Bonaparte’yi kibarca reddediyor , cinsel enerjisini , zihinsel enerjiye aktarmasını , böyle yaparak kendini gerçekleştirebileceğini söylüyor . Bu konuda da onunla uzun uzun aktarımlar yapıyor odasındaki meşhur kanepesinde . Ölümüne dek Marie ona sadık bir dost olmayı sürdürecektir .
Freud’un yaptığı kağıdın ilk çıkış noktasına varmaktır . Elindeki defterden , ormana varış . Bir çiçeği kavrayabilmek için köküne varış . Bunu iki yolla yapıyor . Derin sessizlikler altında hastasını konuşturarak , dil sürçmelerinde ve aktarımlarında elde ettiği verilerle sonuca varıyor . Dürtüler sonuca giden yol oluyor . Freud öncesi psikoloji , dürtüleri baskılamayı salık verirken , Freud tam tersini yapmaktadır . Baskılanan ne varsa açığa çıkmalıdır . Bireyin temel rahatsızlığı baskıladıklarında gizlidir .
Rahatsızlığı gidermek için bunun ayırdına varabilmelidir birey , ki onu dizginleyebilsin .
Freud’un yaptığı , ahlak hastalığına kapılmış bir devrin tedavisini yapmaktır .
Freud baskılanan dürtülerin doluştuğu yeri de keşfediyor . Yani bilinçaltımızı . Orada ne olup bittiğini anlamak için yine kendini ve kızı Anna Freud’u denek olarak kullanıyor .
‘Bilinçdışı dünya her insanın en derin sırlarını barındırır : psikanalizin görevi ise , bu sırları açığa çıkarmak için insana yardım etmektir . Peki bir sır nasıl açığa çıkartılır ?’ diye soruyor .
Yöntemi keşfeden Freud biliçaltımıza dair yorumlarını teze dönüştürmek için geceler boyu çalışıyor , ağzındaki puroların sonu gelmeden .
Freud ilkel olana iniyor , ilk döneme iniyor . İlaçlar , elektrikli şoklar , hipnozlar yapmadan tamamen doğal bir sürecin içerisinde bireyin doğuşuna iniyordu . Bunu , soru sorarak ve hastasını dinleyerek yapıyordu . Geliştirdiği psikolojiyi analiz (psikanaliz) yöntemiyle , geleneğin , ahlakın , kilisenin duvarlarını neşterle kesiyordu .
Bilinçaltımızda neler oluyor ? Uçtuğumuz , tepelerden düştüğümüz rüyalar ne demek istiyor ? Asla olamayacağımız şeyi neden rüyamızda görüyoruz ?
Freud’un indiği derin kuyular bu sorularla inşa ediliyordu .
‘rüya kendini gerçekleştirmemiş arzudur .’ derken neyi kastediyordu ? Rüyadaki cinsel birleşimler neyin yanıtı oluyordu ?
Bu sorulara cevap bulamayan birey nevrotik bir durumun içerisine girer . Nevroz hastalığını yaşayan bireyi bu duruma sokan asıl sebebin , cinsellik olduğunu , arzulamasını gerçekleştiremeyen birey , ulaşamadığı bu cinsel tutkudan dolayı ruhuna baskı uygular ve hasta eder kendini , farkına varamadan .
Bedenimiz nasıl beslenmek için yanıp tutuşuyorsa , ruhumuz da tutku için yanıp tutuşuyor ve tatmin edilmesini istiyor .
libido , diyor buna Freud . Kendisinin yaratımı olan bir kavramdır bu , tıpkı psikanaliz gibi , id , ego , süperego gibi …
Libido yaş ayırt etmeksizin gerçekleşen bir durumdur . Freud bu terimle çocukluğu eşeliyor . Çocuk yaşını irdeliyor . İlkel olana iniyor .
En çok tepki çeken oedipus kompleksinde bahsettiği , ‘çocuk cinselliğini biliyor – bu belirleyici bir formüldür . ! ancak cinselliği idrak etmiyor . ‘ yorumu etrafındaki herkesi şoka uğratıyor .
'-Bir çocuk cinselliği nasıl hissedebilir ki ? Çocuk ne bilir arzuyu , delirmiş bu herif .'
O ise ısrarla yarattığı dünyayı genişletmeye devam ediyor . Şöyle diyor , çocuk haz aldığı şeyleri emiyor , haz alamadıklarını kendinden uzaklaştırıyor . Durdurulamaz bir varlık olan bebek , kanun tanımaz ve durdurulamaz bir varlık olan bebek , ufacık parmaklarıyla ulaşabildiği her şeyi , bildiği tek haz kaynağına , yani emen ağzına götürüyor . Bu döneme uzak olmadığımız bir kavram olan oral adını veriyor Freud .
Oedipus kompleksinde belirttiği , bir çocuğun ilk erotik duygu durumu daima anneye , ilk agresif eğilimi ise babaya yöneliktir yaklaşımı sarsıcıdır . Çocuk annesini arzular mı ‘
tepkilerine maruz kalmaktadır . Ama o ısrarla çocuğun annesinin memesini emerken ilk cinsel deneyimini yaşadığını söylemektedir .
Sanırım Freud’u etkiliyici kılan bir diğer yanı da , kendisine hasta insanların , delirmişlerin , depresif ruhların gelmesine rağmen o
tüm insanlığın hasta olduğu fikrine kapılmamaktadır . Umudunu korumaktadır . Güncel hayatta iki , üç aksi kişiyle denk geldiğimizde tüm toplumun aksi olduğu fikrine kapılmayanımız yoktur .
Freudu kaygılandıran noktalardan biri de şudur ;
İnsanlık , tanrısallığa bu kadar yaklaştığı halde neden eskisinden çok daha mutlu ve keyifli değil ? diyor . Bütün çabası mutlu , özgür , kendini gerçekleştirmiş bir toplumdur .
İnsanlık bir gün , ruhunun bu iki arada bir derede kalmış halinin üstesinden gelmeyi başarabilecek mi ? tanrı korkusu ile hayvani haz arasında afallamış biçimde gidip gelen , etrafı yasaklarla kuşatılan ve dinlerin saplantılı nevrozu altında adeta ezilen insan kendini bu medeniyet ikileminden çıkaracak yolu bulabilecek mi ? . Bu sorulara cevabı , aynı dönemde yaşamış bir diğer deha olan Nietzsche verecektir : İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir .Uçurumun üstünde bir ip . Tehlikeli bir geçiş , tehlikeli bir yolculuk , tehlikeli bir geriye bakış , tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış . Üstinsan'dır aradığımız , olmamız gereken .
Nietzsche’nın bu çağrısını Freud’a gelen hastalar değil başka biri duyacaktır .
Nietzsche’nin doğduğu ülkede , Almanya’da genç , ateşli bir ırkçı duyacaktır .
Bu duyumsayış , Freud’un çene kanserine yakalandığı dönemin sürgün fermanına dönüşecektir .
Heil Hitler , Heil Hitler diye inleyecektir , Viyana
sokakları …
Onlarca kitap , yüzlerce biblo , antika eşyalar , el yazmaları , nüshalar , kendini yarattığı odası her şeyi geride bırakıp Londra’ya göç edecek Freud , ölümünün sonbaharında .
Son ânına dek bireyi incelemeye devam edecektir .
Bir asır geçmesine rağmen üzerinden , Freud insan ruhunun keşfine devam edecektir .
*Din dediğimiz şey bilinçdışında arzuların yerine getirilmesi sürecidir . Kimi insanlar , bu süreç işlemediğinde zihinsel açıdan zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar . Çünkü bu insanlar tanrısız , amaçsız bir hayat fikriyle başa çıkamazlar .
Bu yüzden Hitler’in ortaya çıkışına hiç şaşırmamıştır . Hatta geciktiğini bile söylemiştir .
Çünkü insan arzularını gerçekleştirecek birini aramaktadır . Hitler öne çıkmış bir figürdür . Kitlelere din , amaç vermektedir . Erotik arzu gerçekleşmiştir .
* Öpecek bir şeyi olmayanın tütün içmesi kaçınılmazıdır .
Bebeğin memeden ayrıldıktan sonraki süreci incelendiği takdirde ima edilen , net anlaşılacaktır . Yetişkinlerde ise tütün ikame edilmektedir . Dudak arzusu , tütünle gerçekleşmektedir .
*Ben kıyaslanamayacak kadar serbest bir cinsel yaşam taraftarıyım .
Freud’a yakışacak bir tutum bu . Kendi içerisinde tutarlılık arz etmektedir . Serbest olmayan cinsel yaşam , dürtülerin bozulmasına sebep olur . Nevroz gelişir . Deprsesif bozukluklar bireyin çöküşüne sebep olur .
Bu yüzden özgürce yapılan cinsel yaşam , bu hastalıkları ortadan kaldıracaktır .
maddi zorluklara , sürgüne , baskıya , çirkin dedikodulara rağmen ;
‘Bir gün geriye dönüp baktığınızda , mücadelelerle geçen yıllarımızın en güzel yıllarınız olduğunu göreceksiniz ‘ diyecektir Freud , bilgeligine yaraşırcasına ….
Onlarca kitap , yüzlerce biblo , antika eşyalar , el yazmaları , nüshalar , kendini yarattığı odası her şeyi geride bırakıp Londra’ya göç edecek Freud , ölümünün sonbaharında .
Son ânına dek bireyi incelemeye devam edecektir .
Bir asır geçmesine rağmen üzerinden , Freud insan ruhunun keşfine devam edecektir .
*Din dediğimiz şey bilinçdışında arzuların yerine getirilmesi sürecidir . Kimi insanlar , bu süreç işlemediğinde zihinsel açıdan zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar . Çünkü bu insanlar tanrısız , amaçsız bir hayat fikriyle başa çıkamazlar .
Bu yüzden Hitler’in ortaya çıkışına hiç şaşırmamıştır . Hatta geciktiğini bile söylemiştir .
Çünkü insan arzularını gerçekleştirecek birini aramaktadır . Hitler öne çıkmış bir figürdür . Kitlelere din , amaç vermektedir . Erotik arzu gerçekleşmiştir .
* Öpecek bir şeyi olmayanın tütün içmesi kaçınılmazıdır .
Bebeğin memeden ayrıldıktan sonraki süreci incelendiği takdirde ima edilen , net anlaşılacaktır . Yetişkinlerde ise tütün ikame edilmektedir . Dudak arzusu , tütünle gerçekleşmektedir .
*Ben kıyaslanamayacak kadar serbest bir cinsel yaşam taraftarıyım .
Freud’a yakışacak bir tutum bu . Kendi içerisinde tutarlılık arz etmektedir . Serbest olmayan cinsel yaşam , dürtülerin bozulmasına sebep olur . Nevroz gelişir . Deprsesif bozukluklar bireyin çöküşüne sebep olur .
Bu yüzden özgürce yapılan cinsel yaşam , bu hastalıkları ortadan kaldıracaktır .
maddi zorluklara , sürgüne , baskıya , çirkin dedikodulara rağmen ;
‘Bir gün geriye dönüp baktığınızda , mücadelelerle geçen yıllarımızın en güzel yıllarınız olduğunu göreceksiniz ‘ diyecektir Freud , bilgeligine yaraşırcasına ….

Yorumlar
Yorum Gönder